Astroloji tüm geldiğimiz çağa, teknolojik gelişmelere, edindiğimiz üstel olarak artan bilimsel bilgilere karşı hala dimdik ayakta durabilmesiyle fazlasıyla hayranlığımı kazanmış bir alan. Neredeyse her gazetede burç yorumlarıyla ilgili bir bölüm ayrılmış durumda. Ayrıca gökyüzü gözlemi yapmak için Güneş ve Ay tutulmalarının tarihlerini artık neredeyse astroloji sayfalarından takip ediyorum. Bu sayfalar tutulmaların üzerimizdeki olağanüstü etkilerini açıklıyorlar. Böyle her yere kök salmış bir alanla ilgili bir şeyler yazma gereği duydum. Bugün astrolojiyi eleştireceğim.

Öncelikle astrolojinin doğuşuna bakalım. Binlerce yıl önce yaşasam muhtemelen ben de bir astrolog olurdum. Şöyle ki astrologların görevi gökyüzünü incelemek, gök cisimlerinin hareketlerini anlamak ve bunların bize dolaylı olarak ne anlattıklarını bulmaktı. Diğer bir ifadeyle bilimsel bilgilere ulaşıyorlar ve astronominin temelini atıyorlar, buna ek olarak bu bilgilere mistik anlamlar yüklüyorlardı. Kimyayı simyacılara borçlu olduğumuz gibi astronomiyi de eski çağlardaki astrologlara borçluyuz.

Modern astronominin kökeni astrolojiye dayansa da bu durum astrolojiyi elbette haklı çıkarmaz. Örneğin kimya da Aristoteles’e dayanıyor ama öne sürdüğü dört elementin tamamen yanlış olduğunu biliyoruz. Peki dört element tamam ama astroloji neden boş?

İlk olarak astroloji yorumlarının hiçbir bilimsel dayanağı yok. Belli periyotlarda doğan kişilerin hepsi benzer özellikler göstermez. Doğduğunuz tarih hayatta edineceğiniz tecrübeleri değiştireceğinden karakterinizi etkileyecektir, ama sizden milyonlarca hatta burçları oluşturan yıldızları düşünürsek trilyonlarca kilometre uzaktaki gök cisimlerinin sizi etkilemesi ve karakterinizi şekillendirmesi için hiçbir sebep yoktur. Etkileyecekse de nasıl etkileyecek, kütle çekimiyle mi elektromanyetik dalgalarla mı? Kütle çekimi söz konusuysa odanızdaki veya dışarıdaki herhangi bir cisim o yıldıza göre sizi daha çok etkilemektedir. Elektromanyetik dalgalarla olduğu öne sürülüyorsa da yine çevredeki herhangi bir ışık veya radyo dalgası kaynağından o yıldıza göre daha çok etkileniyoruz.

Gelelim burçlara. Burçlar yaklaşık ekliptik düzleminde (Güneş Sistemi’nin bulunduğu düzlemin üzerinde) görülen takımyıldızlardır. Hepsi bir şekle benzetilip hepsine ayrı isim takılmıştır. Burçlar gibi daha yüzlerce takımyıldız gökyüzünde bulunur, onları burçları ayıran tek şey bulundukları düzlemdir. Peki burçları oluşturan yıldızlar gerçekten bir arada mıdır? Cevap hayır. Burçların o şekle benzemesi ve bütün gibi durması sadece bizim perspektifimize bağlıdır, burçları oluşturan yıldızlar arasında aslında bir bağlantı yoktur. Sadece biz öyle görürüz. Bu da burçları kaderi etkileyen bir şey olarak görme anlayışını son derece saçma hale getirir, çünkü aslında burç diye bir şey yoktur.

Peki aynı şey diğer gezegenler için geçerli mi? Diğer gezegenlerin bir burca girmesi veya yükselmesi o burca mensup kişileri etkiler mi? Elbette hayır. Söz konusu olay yine bizim perspektifimizde gerçekleşir, örneğin Mars Aslan burcuna girmez. Aralarında trilyonlarca kilometre vardır, biz öyle görürüz. Tutulmalar da bu şekilde sadece bizim perspektifimizde gerçekleşir. Gezegenlerin burçlarda olduğunu söylemek adeta uzaktaki bir gökdelene bakıp bu gökdelenin önünden geçen bir helikopterin gökdelenin içinde olduğunu savunmak gibi anlamsız. Bundan kadere yönelik anlamlar çıkarmaya çalışmak daha da anlamsız.

Diğer bir konu da tüm gök cismi hareketlerinin hesaplanabilirliği. Stellarium gibi ücretsiz bir program indirerek önümüzdeki -on binlerce değilse- binlerce yıl boyunca her günün her saatinin her dakikasının her saniyesinin gökyüzü görünümünü inceleyebilirsiniz, dolayısıyla burç yorumları yapabilirsiniz. Doğacak kişilerin kişiliklerini belirleyebilirsiniz. Önümüzdeki bin yılın burç yorumlarını çıkarmak mümkün olsa da o yolda pek para olmadığından astrolog olarak geçinen insanlar bu yolu dile getirmekten kaçınır. Sonuçta amaçları bir şeyler sallayıp para kazanmak, niye kendilerini zora soksunlar?

İnsanlar olarak hepimizde örüntü algılama yeteneğimiz var fakat olmayan örüntüler görmek yapmamamız gereken şeylerden biri. Astrolojide “kendini ilerletmiş” insanları dinlediğimde her şeyin bağlantılı olduğunu, gök cisimlerini içeren evrenin bir parçası olduğumuzu ve dolayısıyla gök cisimlerine de bağlı olduğumuzu duydum. Evet evrenin bir parçasıyız, ama ne yazık ki evrendeki yıldızların, Güneş’in etrafında dönen gezegenlerin konumuna göre karakterinizi şekillendiren bir örüntü yok. O gök cisimleri hep yaptıkları hareketlerine her zaman devam ediyor ve siz de o esnada bir an doğuyorsunuz, gök cisimlerinin zerre umrunda değilsiniz. Dolayısıyla kaderinizi gök cisimlerine bakarak anlayamazsınız.

Astroloji yorumlarına bakınca onlar da ayrı bir karın ağrısı veriyor. En başta her cümle olasılık üzerine kurulu. “Bu dönem şöyle olabilirsiniz, şuna daha meyilli olabilirsiniz.” tarzında cümleler var. Ben bunları yıldızlara bakmadan da söyleyebilirim ama ne yazık ki beni gazeteye çıkarmıyorlar. Sözde akademilerde astroloji öğrenmek gerekiyormuş. Siz de bir şeyler üfürüp rahat yoldan para kazanmak isterseniz bu okullarda eğitim alıp hem kendi hayatınızı hem sizi okuyanların hayatını boşa harcayabilirsiniz.

Madem astroloji boş iş, benim insanlara tavsiyelerim ne? En başta takip ettiğiniz astrologu takip etmeyi bırakın ve bıraktırın. Kaderinizi başka şeylere bakarak aramaktan vazgeçin. Kaderinizin çizilmesinde en büyük rolü oynayacak olan kişi sizsiniz, birkaç yıldız hiç değil. Oturduğunuz yerden kalkın, kaderinizde olmasını arzuladığınız şey için çaba sarf edin. Bir süre sonra zaten yıldızlara bakmaya ihtiyaç duymamaya başlayacaksınız.