Günlük hayatta hepimiz kuantum fiziğiyle ilgili şeyler duymuşuzdur. Genel mantığa uygun düşmeyen şeylerin kuantum fiziğince mümkün olduğunu da duymuşuzdur. Schrödinger’in kedisi bu konuyla ilgili en popüler hikayelerdendir. Peki fiziğin bu garip alanı gerçekten sezgilere ve mantığa aykırı mıdır?

Bu sorunun cevabı bence hayır. Elbette, maddenin doğası hakkında kafa yormuş biri değilseniz en başta saçma gelecek şeyler olabilir, kuantum tünellemede elektronların engelleri eşik enerjisine ulaşmadan aşması gibi. Düşünün ki bir tepeyi aşmanız lazım ama tepeyi aşacak potansiyel enerjiye sahip değilsiniz. Klasik fiziğe göre tepeyi aşmanız mümkün değildir, ama elektron gibi küçük bir parçacık olsaydınız tepeyi normal şekilde aşmaya çalışmadan kuantum tünellemeyle tepenin öbür yanına geçebilirdiniz, yani kuantum fiziğine göre bu olay mümkün.

İşte maddenin doğası hakkında kafa yormaya başladığınızda ve elektron gibi küçük “parçacıkların” normal parçacık olmadığını anlayıp onların parçacık oldukları kadar bir dalga oldukları gerçeğini kabul edip hazmettiğinizde her şey çok kolaylaşıyor (Kuantum tünelleme de mantıklı ve sezgisel bir hal alıyor.).

Örneğin ben daha hiç kuantum fiziğiyle ilgili ders almadan bu konuda popüler bilim kitapları ve yazılar okumuştum ve küçük parçacıkların “normal” olmadıklarının bilincindeydim. Bir gün elektromanyetik teori dersinde atomdaki bir elektron için Maxwell denklemlerini yazarken tamamen klasik fizik formüllerini kullandığımızı fark etmiştim, açısal momentum formülü gibi, ve bu beni gerçekten rahatsız etmişti çünkü elektronlar normal bir parçacık değildi. Nitekim o anki kötü hislerim de doğru çıkmıştı, hoca kendi de bu durumdan bahsetmişti: O örnek sadece konuyu anlatmak içindi, gerçeği yansıtmıyordu. Sezgilerim kuantum mekaniğinden yanaydı ve haklılardı.

Bunun yanında, geçmişe baktığımızda fizikteki pek çok konseptin başta aynı suçlamayla karşı karşıya kaldığını görebiliriz. Örneğin Einstein’ın özel görelilik teorisi de başta mantığa oldukça aykırı gelebilirdi. Sizce herkes için zamanın aynı geçtiği mi daha akla yatkın farklı geçtiği mi? Başta çoğu kişi zamanın gözlemcinin hareketine bağlı olarak değiştiğini anlamakta güçlük çekecek ve bunu da akla ve sezgilere aykırı bulacaktır, ama ışık hızının herkese göre sabit olduğu gerçeğini kabul ettiğimizde her şey bizi özel göreliliğin haklılığına götürecektir (Kendisi böyle “akla yatkın olmayan” bir şey keşfeden Einstein ne hikmetse kuantum fiziğini akla yatkın bulmadığı için olduğu gibi kabul edememiştir.).

Uzun lafın kısası, kuantum mekaniğini anlayamayacağımızı düşünen kişiler fizikteki her şeyin bir zamanlar anlaşılmaz olduğu gerçeğini unutuyorlar. Doğadaki bir olayı gördüğümüzde ve onun özüne inip ona neden olan esas temel sebebi bulduğumuzda diğer her şey ikincildir, anlaşılmaya mahkumdur. Örnek vermek gerekirse bu öz özel görelilikte ışık hızının her gözlemciye göre sabit olması ve fizik kurallarının eylemsiz referans çerçevelerinde aynı olduğu iken kuantum mekaniğinde de küçük parçacıkların parçacık oldukları kadar dalga oldukları ve tuhaf davrandıklarıdır. Bunları kabul ettikten sonra her şey sezgilere ve akla uygundur.